Holokost kurbanları tüm insanlığın şehitleridir

English » Makaleler ve Denemeler » Holokost kurbanları tüm insanlığın şehitleridir

Yusuf Nasır El-Suveydan


Holokost kurbanları tüm insanlığın şehitleridir. Holokost adı verilen felaketin kurbanlarını Uluslararası Anma Günü'nü idrak etmek insanlığın hakkı, ahlaki ve vicdani görevidir. Geride kalan yüzyılın otuzlu ve kırklı yıllarında yaşanan bu felaket, insanoğlunun vicdanına eziyet eden tarihin en kötü insanlık trajedisi ve soykırımında, Nazi toplama kamplarında ve Hitler'in korkunç gaz odalarında can veren altı milyon masum Yahudinin hayatını aldı.

Bu felaket, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nu tarihi bir karar alarak 2005 yılında, Ocak ayının 27. gününü Holokost Kurbanlarını Uluslararası Anma Günü olarak belirlemeye sevk etti; bu, kurbanlara saygımızı sunma ve haklarını verme günü; gelecek kuşakların yoluna ışık tutmak ve böylesi korkutucu bir felaketin bir daha yaşanmasını önlemek için insanlığa yardım etmek için bu korkunç trajediden dersler çıkarmamız gereken bir gündür. Bu derslerin zaman ve mekanın sınırlarının ötesine geçip kişi ve kamunun farkındalığının bir araya gelerek güvenlik, barış ve refah arayışında değerler ve standartlar için somut bir temel oluşturmak üzere insanlık için daha geniş bir ufuk yaratmasıyla da tam olarak bu yaşanır.

Holokost kurbanlarını tüm insanlığın şehitleri yapan da işte budur; çektikleri acılar ve yaşadıkları trajedi ahlaki değerler için küresel kıstaslar haline gelmiştir. İyi ve kötüye dair bu mihenk taşı ile, farklı tavırları, fikirleri ve eylemleri de yargılamak mümkün olabilir. Bu gerekli ve meşru bir amaçtır ve buna ulaşmak için kültür, siyaset, iletişim ve medya alanlarında bol zamana, sıkı çalışmaya ve sebata ihtiyacımız var.

Ortadoğu'daki siyasi manzarayı ve bölgenin geçmişi ve bugünündeki gelişmeleri takip eden her insan, dini ve milliyetçi köktenci ideolojilerin, üzerinde terör, zulüm ve diktatörlük gibi en çirkin görüngülerin büyüyerek nefreti ve diğerlerinin dışlanmasını yaydığı, etnik, dini ve mezhepler arası husumet ve çatışmaları körüklediği, bir fesat kaynağı olduğunu sarih şekilde anlar. Böylece, altmış yıldan uzun bir süre önce, Raşid Ali El-Geylani gibi radikal Arap milliyetçileri ile dönemin "siyasi İslam"ının sembolleri Müftü Emin El-Hüseyini, gerek Bağdat'taki Alman Büyükelçisi Her Gröbe'nin doğrudan talimatları gerekse Gestapo ve SS ile bağlantıları yoluyla Hitler'in propagandasını teşvik etmek üzere Nazi suçlular tarafından görevlendirildiler. 1941'de Berlin'e yaptıkları ziyaretin sonrasında, El-Geylani ve El-Hüseyini, Yunus Bahri ile birlikte Yahudilere karşı husumet ve nefretin teşvik edilmesinde Nazizimin sözcüleri haline geldiler.

Auschwitz'deki Nazi kampının 27 Ocak 1945 tarihinde kurtarılması ile, o zamana gelindiğinde yaşama artık tırnakları ile tutunan mahkumların çektiği ızdıraplara da mutlu bir son verilmiş oldu. O kurtuluş günü sadece Hitler'in yarattığı rejimin ebediyen yıkılması anlamına gelmekle kalmıyor, aynı zamanda tüm insanlığın kurtarılış sürecinde de önemli bir başlangıca işaret ediyordu.