İmam Tarık Oubrou

English » Konuşmaya Cesaret Ettiler » İmam Tarık Oubrou

Fransa İmamlar Derneği başkanı

Fas'ta doğan İmam Tarık Oubrou Bordo Camii direktörü ve Fransa İmamlar Derneği'nin başkanıdır. 

 

 

 

İmam Tarık Oubrou

Günümüzün dünyasında, kültürler ve dinler arası iletişim bir gereklilik olmanın da ötesine geçmiştir. Nitekim, küreselleşme, yaygın bir kimlik krizine yol açan varoluşsal bir belirsizlik yaratmıştır. İnsanlığın kimlik temelli bir direnişin ve farklı bir din ve geleneğe sahip olduğu için ötekine yönelik husumetin yaşandığı ceplere ayrılma riski bulunmaktadır.

 

Bu gergin korku ve belirsizlik ikliminde, için için kaynayan birçok çatışma insanlığın siyaset yoluyla, medya yoluyla, entelektüeller, akademisyenler ve din yetkilileri yoluyla yaygın bir kültürü beslemek üzere dinler arası diyalog doğrultusunda ilerlememesi durumunda patlak verebilir. Bu, tüm insanlığı ilgilendiren bir alandır.

Kimlik temelli gerilimin yüksek olduğu bu iklimde, beni en çok Ortadoğu'da şahit olduğumuz husumet zemininde Müslümanlar ile Yahudiler arasındaki diyalog ilgilendiriyor. Bu diyaloga başlayabilmek için, çatışmada katalizör rolü oynayan siyasi, ekonomik, psikolojik ve sosyo-ekonomik sorunlara rağmen karşılıklı diyalog ve temasa yönelik adımlar atılırken her iki tarafa da kendi köken ve geleneklerine sadık kalma imkanını verecek bir dizi ahlaki temel belirlemeye ihtiyacımız var.

Peki bu engeller nasıl aşılır? Bunu yapabilmek için, evrensel etiğe, yani birbirini kabul etmeye ihtiyaç vardır. Biz Müslümanlar için, Kuran sarihtir: bize, Allah öyle olmasını isteseydi, bizi tek bir toplum olarak yaratırdı der. Dolayısıyla, bundan çoğulculuğun saygı duymak zorunda olduğumuz ilahi bir değer olduğu sonucunu çıkartabiliriz. Diğerlerinin haysiyetine farklılıkları ile saygı gösterilmelidir; bu yüzden de diğerleri oldukları gibi kabul edilmelidir.

İkinci olarak, haysiyetlerine ve çektikleri acılara saygı gösteririz; belleklerini kabul etmek zorundayız. Bugün, dürüst olmayan bir entelektüel egzersiz şeklinde gelişen bir bellekler savaşı yaşanmaktadır. Ayrı ayrı belleklerimize saygı göstermek zorundayız. Ötekine karşı kuşkucu bir tavır takınarak, ötekini kabullenmeyi reddederek, ötekinin sistematik olarak inkarına batarak barış teşvik edilemez. Barış, birbirini kabullenmeyi gerektirir. Ötekini reddetmek kendini reddetmektir. Şayet özgün yanlarımızın, çektiğimiz ıstırapların, belleğimizin kabul edilmesini istiyorsak, aynısını yapmalı, ötekinin geçmişine ve belleğine saygı göstermeliyiz.


Burada, Holokostu Anma Anıtındayız. Benim görüşüme göre, insanların yaşadığı bir felaketi ve talihsizliği inkar etmek saçmadır. Hiç düşünmeksizin yürütülmüş bir soykırım evrensel bir şerdir; bu sadece Yahudileri değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir meseledir. Filistin davasını savunmak adına bu soykırımı savunmak Filistin davasına zarar verir, zira bu kendini inkar etmektir. Bu, geçmişin felaketlerini ve bugünün acılarını kabul etmeye yönelik bir çağrıdır. Barışı tesis edebilmek için her iki tarafın da diğerinin yaşadığı talihsizlikleri tanıması ve kimlik engellerinin ötesine geçebilmesi zorunludur. Barış, cesareti, adaleti, doğruluğu, aklı başındalığı ve ötekine doğru bu adımı atmak için çok sayıda tavizi gerektirir. Cesaret olmadan, engeller aşılmadan, adil ve sürekli bir barış da olamaz. Bu tek yoldur. Birbirimizle anlaşamasak bile, birbirimizden çok farklı olsak bile, birbirimizi düşman olarak görsek bile, birbirimizi kabullenmek, birbirimizle konuşmak haricinde bir yol görmüyorum. Ancak, düşmanın asla mutlak olmadığını da unutmamalıyız. Tarafları ötekine doğru bu cesur adımı; herkesin atması gereken adımı atmaya çağırıyorum.